2 Şubat 2016 Salı

Eğitimli Filler


 Bazı dönemler vardır; Gitmek istemediğiniz yerlere gider, konuşmak istemediğiniz kişilerle konuşursunuz. Kısacası, yapmak istemediğiniz ne varsa, onları yapmak durumunda kalırsınız. Kendinize yakıştırmasanız da aynaya bakmamaya özen göstererek o tür şeyleri yaparsınız. Böyle bir dönemdeyim ve bu dediklerimi yapıyorum, biri hariç; küfretmek. Bu şeyi kendime hiç yakıştıramıyorum ve ne kadar zorunda olursam olayım yine de yapmıyorum. Yüzüme, gözüme, sesime, yani hiçbir yerime uymayacakmış gibi geliyor. Evet, nadir de olsa ettiğim anlar vardı. Mesela, onuncu sınıfta bir coğrafya dersinde hoca "Çıkarın kağıtları size soru soracağım ve cevaplarını yazacaksınız." dedi. (Evet, gerçekten dedi bunu.) O sırada bir küfür çıkıverdi ağzımdan. Arka sıramda oturan arkadaşım da beni duyunca çok şaşırdı ve dedi ki "Bu çocuğun ilk defa küfrettiğini duydum ama tam da yerinde etti."

 Böyle anların nadir olduğunu söylemiştim fakat sevmediğim insanlara içimden hakaretler savuruyorum. En azından bunu yapmaya hakkım vardır, öyle değil mi? Sıradan hakaretlerden çok kendi türettiğim lafları kullanıyorum. Örnek verecek olursak, lisede sıkça kullandığım "modern yobazlar" lafını söyleyebiliriz. Açıklamak isterdim ama bu muhtemelen başka bir yazının konusu olacak. Belki de okuduğunuzda ne anlam içerdiğini anlıyorsunuzdur. Bizim burada üstünde duracağımız şey, yepyeni bir hakaret; eğitimli filler. 

 Fillerle bir derdim yok, çok da severim onları ama işin içine "eğitim" girince çoğu şey değişiyor. Kanunlar, ahlaki kurallar, gelenek ve görenekler falan olmasa insanların birbirini vahşice katledeceğini, şiddetin içimizde var olduğunu söyleyenleri duymuşsunuzdur. Yani, mağazada uzun zamandır almak istediğiniz bir monttan sadece bir tane kaldığını görüyorsunuz. Paranız da var. Tam almak için oraya yöneliyorsunuz ama başkası montu kapıveriyor. Siz de bu yüzden o kişiyi öldürüp montu ondan alıyorsunuz ve ceza falan almıyorsunuz. Doğal bir şey mi bu? Bilmiyorum, bana içimize sonradan yerleştirilen bir şeymiş gibi geliyor. O montu sevmemize neden olan reklamlar, indirim gününde bizi çekmek için bin bir türlü takla atan mağazalar falan filan... Yani işi kapitalizme bağlayacak halim yok da demek istediğim, biz küçücük bir insanken bizi file dönüştürdüler. Öz güveni yüksek filler, cüsse olarak da diğerlerimizden daha büyük. Bizi ezip beynimizi paramparça etmemek için önlerinde duran tek engel yasalar. Bu yüzden eğitildik ama öyle bir eğitimden geçirdiler ki bizi artık öz güven denen ilizyonla, parayla, yanımızdaki güzel kızla, giyim tarzımızla, seçtiğimiz kelimelerle eziyoruz insanları. Üstlerine basmamıza gerek yok. Yanlarından geçmemiz, onların ölmesine yetiyor.  

 Bu denemeyi daha fazla uzatmak gibi bir niyetim yok. Uzattıkça kendimi tutamayacak hale gelebilirim. Eğitimli fillerin çıkış noktasını anlatmak istiyorum size. Belki o zaman ezdiğimiz insanları düşünüp yaptıklarımızı gözden geçirebiliriz. 

 Yıldırım Bayezid ve Timur, Ankara'da çarpışır. Evet, tarih dersinde mutlaka bahsedildiğini duymuş olduğunuz Ankara Savaşı'ndan bahsediyorum. Timur'un elinde büyük bir koz vardır; eğitimli filleri. Tarih hocam, bize bunu anlatmadan önce sınıfa "Yıldırım Bayezid, Ankara Savaşı'nda Timur'un fillerini nasıl alt etmiştir?" diye sordu ve troll arkadaşlarımdan biri "Üstlerine fare salarak hocam!" dedi. Hoca da değişik bir şekilde gülümsedi ve bunun bir efsane olduğunu söyleyip olayın aslını anlattı. (Betimlemelerim için şimdiden kusura bakmayın.) Timur, üzerlerine okçular bindirdiği fillerini Osmanlı askerlerinin üzerine salar. Fakat Yıldırım Bayezid'in bunun için yaptığı bir hazırlık vardır. Savaş meydanına birkaç koridor oluşturacak şekilde tahtalar dizdirir. Yani sağdan sola doğru bu koridorları gezecek olursak ilk koridorda okçu var, ikincisinde yok, üçüncü koridorda okçu var, dördüncüsünde yok, beşinci koridorda okçu var, altıncısında yok... Bu şekilde. Filler, Osmanlı askerlerine yaklaştığında okçuların olduğu koridordan geçip onları ezmek yerine boş olan koridorlardan geçer. Neden mi? Çünkü bu filler eğitimlidir. Bomboş bir yol olduğu halde gidip de insan olan daracık yoldan geçmezler. Böylelikle Timur'un eğitimli filleri, aldıkları eğitimin ta kendisi yüzünden savaşta hiçbir işe yaramaz. 

 Olayın buraya kadar olan kısmı çok umut verici. Günümüzdeki eğitimli fillerin de gayet yenilebileceğini gösteriyor, öyle değil mi? Denemeyi bitirmeden önce savaşın nasıl sonuçlandığını da anlatmak istiyorum; Yıldırım Bayezid, filleri saf dışı bırakmayı başarmasına rağmen bazı askerlerin ihanetine uğradığı için savaşı kaybeder ve Timur'a esir düşer. Hayatının sonuna kadar da bir esir olarak yaşar. Anlatmak istediğim şey de buydu işte. Maalesef, günümüzdeki eğitimli filleri yenmenin bir yolu yok gibi görünüyor.  

1 yorum:

  1. Yine bir ters köşe... Finalde sürpriz yapmak baya hoşuna gidiyor anlaşılan. Bende okurken finalde tepetaklak olunca okuduğum şeyin, okunmaya değer olduğunu seziyorum. Tabi bu subjektif bir yorum. Bence daha sık yazmalısın,rahatlamanın güzel bir yolu... :)

    YanıtlaSil