Bir süre önce intihar etmek isteyen bir arkadaşım vardı. Birkaç kez denemiş, yapamamış. Onun hayattan bu kadar nefret etmesine sebep olan şeyi bilmiyorduk. Başka bir arkadaşımla bu konuda tahmin yürütmeyi denesek de tutturabildiğimizi söyleyemem. Sebebi bulmaktansa bir çözüm üretmenin daha mantıklı olacağını düşündüm ve "Peki ne olursa vazgeçer?" diye sordum. "Aşık olursa." dedi arkadaşım. Haklıydı. Yine de böyle bir şeyi tam anlamıyla kabullenmek benim işime gelmiyordu. Ne yani, sadece aşk mı hayat kurtarır?
Arada bir hâlâ oyuncaklarımı elime alıp birbirleriyle dövüştürdüğümü söylesem garip gelecektir muhtemelen ama doğru. "Oyuncak" ile "çocuk" eşleşmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Küçüklüğümü hatırlıyorum da... Oyuncaklarımla kurduğum senaryoyu, onları dövüştürerek uygularken annemlerin duymasından utanırdım. Bu yüzden oyuncaklarımla oynarken İngilizce konuşmaya çalışırdım. Başlarda ağzımdan on kelime çıkıyorsa bunun sadece üç tanesi falan İngilizce oluyordu. Diğerleri, bir yerlerimden uydurduğum kelimelerden ibaretti. Yıllar geçtikçe uydurma kelimelerin kullanımı azaldı, İngilizce kelimeler oturmaya başladı. Oyuncaklara çok şey borçluyum. Sırf büyüdüm diye nasıl bırakabilirim ki onları?
Otogarın şehir dışında, havaalanının ise şehir içinde olduğu bir yerde yaşıyorum. Ne kadar da uyuşuyoruz, öyle değil mi? İkimiz de ironiğiz. Önceden otogar şehir içindeydi ve orada bir oyuncakçı vardı. Festival ve panayırları saymazsak oyuncaklarımı hep oradan alırdım. Şu an adamın adını unuttuğum için kendimden utanıyorum. Oyuncakçı Mehmet... Oyuncakçı Ali... Ya da buna benzer bir şekilde hitap ederdik ona. Dükkan küçücüktü. Öylesine dar bir yere, onca oyuncağın nasıl sığdığına hayret ederdim. Helikopter, silah, araba oyuncakları çok olsa da bunlar benim ilgimi çekmezdi. Ben daha "fantastik" oyuncaklarla ilgileniyordum. Neyse, konumuz bu değil.
Yıllarca oradan oyuncak aldıktan sonra belli bir yaşıma geldiğimde ailem -kendilerince haklı olarak- artık oyuncağa ihtiyacım olmadığını söyleyip durmaya başlamıştı. Zaten ben de yeni oyuncaklar için ağlayıp sızlamıyordum. Sahip olduklarım, kafamdaki her türden kurguya uyarlanacak tarzda oyuncaklardı ve bu da bana yetiyordu. Fakat o oyuncakçıya gitmekten vazgeçmedim. Hiçbir şey almasam da öylesine gidip amcayla konuşur, raflara sıkıştırılmış oyuncakları izlerdim. Aslında orayı belirsiz aralıklarla ziyaret ediyordum. Bazen üç hafta, bazense bir iki ayı buluyordu. Bir seferinde tam üç ay gitmemiştim ve geri döndüğümde ise artık oyuncakçının kalmadığını gördüm. Tabelada yazan şey şuydu; Hayat Kurtaran Şeyler Dükkanı
Çocukluğumun yerle bir edildiğini hissedip bu acıya tahammül edebilmeye başladıktan sonra içeri girdim. Dükkan eskisi gibi küçücüktü ama raflardaki ürünler çok daha farklıydı. Sahibi de farklıydı. Benim oyuncakçımdan daha genç bir adam duruyordu karşımda. Ben daha neler olduğunu soramadan elime bir katalog tıkıştırdı. Öğrenmeye ihtiyacım olan her şeyin orada yazdığını anladım. Gelin o ürünleri birlikte inceleyelim. Size katalogta yazanın aynısını değil, kendi yorumumu aktaracağım.
Hayat Kurtaran Şeyler Dükkanı
....................................................
Rüya Unutturucu: Eh işte, aklın yolu bir. Şurup gibi bir şey. Unutmak istediğiniz rüyayı unutmanızı sağlıyor, adından da anlaşılacağı gibi. Bu şurubu içmeden bir gece önce dokuz saat uyumanız gerekiyor. İçtikten sonraki gece de dokuz saat uyuduktan sonra zihniniz dengeleniyor ve sizi rahatsız eden o rüyayı unutmuş oluyorsunuz. Pek de pahalı bir şey değildi.
Dengeleyici: İlk gördüğümde spreye benzetmiştim ama tam olarak nasıl çalıştığını bilmiyorum. Hayatınızı dengelemenizi sağlıyor. Nasıl mı? Mesela çok yalnızsınız, birinin ilgisine ve şefkatine ihtiyacınız var. Dengeleyiciyi kullandınız. Yalnızlık seviyeniz düşerken etrafınızdakilerin size olan ilgisi artıyor. Böylelikle ikisi de eşit bir duruma geliyor. Ya da ilgiden bıkmış bir halde kullandınız diyelim. Yalnızlığınızı arttırıp biraz da olsa nefes almanızı sağlıyor.
Duygusuzluk Maskesi: Sanırım içlerinde en çok bunu seviyorum. İçinden bir sürü kablo geçen mekanik bir maske. Taktığınızda hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Diyelim ki bu maske kafanızdayken terk edilmek gibi duygusal bir acı yaşadınız ya da kafanızı bir yere çarptınız. Duygusal ya da fiziksel acı farkı gözetmeksizin, bu maske duyguların kalpten akla gitmesini engelliyor ve onları depoluyor. Böylelikle mutluluk da hüzün de sizden uzak oluyor. Maalesef bu maskenin kötü bir yanı var. Acının depolandığını söylemiştim. Maskeyi çıkardığınızda depolanan bütün acıları "bir anda" hissediyorsanız. Beş yıl boyunca maskeyi taktığınızı düşünün. Çıkarmaya dayanabilir misiniz?
Def Edici: Kurtulamadığınız bir sevgiliniz varsa anında onun düşüncelerini etkileyen bir toz. Yemeğe katılıyor ve sevgilinizin kanına karıştığında sizden ayrılmak istiyor. Hakkında çok konuşmaya gerek yok, aptallar için olduğunu düşünüyorum.
Uzaklık Kapatıcı: Bu şurubu, rüya unutturucunun tersi olarak düşünebilirsiniz. Uzaktan ilişki yaşayanlar için birebir. İçiyorsunuz ve rüyanızda görmek istediğiniz kişiyi görüyorsunuz. Gördüğünüz rüyada "lucid", yani rüyayı kontrol edebilme şansına otomatik olarak sahip oluyorsunuz. Yani sevdiğiniz kişiyle rüyanızda istediğinizi yapabilirsiniz.
İİT Silahı: Niye böyle bir adı olduğunu ben de merak ediyorum. Oyuncak tabanca şeklinde ama oldukça da masum görünüyor. Kafanıza sıkıyorsunuz, korkmayın içinde kurşun yok. Sıktığınız anda şizofren moduna geçiyorsunuz sanırım. Etrafınızda sizinle aynı dertten acı çeken insanlar beliriveriyor. Onlarla konuşup dertleşebiliyorsunuz. Üç saat sonra etkisi geçiyormuş. İşin ilginç tarafı, gördüğünüz insanların da aslında silahı o anda kullanan kişiler olması.
Bu kadarı, dükkanda genel olarak ne tür şeylerin satıldığını anlamanıza yeter sanırım. Son olarak bahsetmek istediğim başka bir ürün var. Dükkanda satılmıyor, katalogta da göremezsiniz. Dükkan sahibine "oyuncakçı" hikayemi anlattıktan sonra beni çok samimi bulduğunu söyledi ve o üründen bahsetti. Öyle bir şeyi satmak da mümkün olmazdı herhalde. Bahsettiğim şey, bir tür zehir. Adamın dediğine göre, haşhaşla zerdeçalın karışımına daha tehlikeli şeyler eklenerek elde edilen bir zehir. İçtiğinizde ölmeden önce derin bir uykuya dalıyorsunuz. Rüyaların aslında beş altı saniye kadar kısa bir sürede olup bittiğini söylerler ya hani, bu sefer gördüğünüz rüya çok daha uzun. Rüyanızda en büyük hayalinizin gerçekleştiğini görüyor, son nefesinizi öyle veriyorsunuz.
Bu kadarı, dükkanda genel olarak ne tür şeylerin satıldığını anlamanıza yeter sanırım. Son olarak bahsetmek istediğim başka bir ürün var. Dükkanda satılmıyor, katalogta da göremezsiniz. Dükkan sahibine "oyuncakçı" hikayemi anlattıktan sonra beni çok samimi bulduğunu söyledi ve o üründen bahsetti. Öyle bir şeyi satmak da mümkün olmazdı herhalde. Bahsettiğim şey, bir tür zehir. Adamın dediğine göre, haşhaşla zerdeçalın karışımına daha tehlikeli şeyler eklenerek elde edilen bir zehir. İçtiğinizde ölmeden önce derin bir uykuya dalıyorsunuz. Rüyaların aslında beş altı saniye kadar kısa bir sürede olup bittiğini söylerler ya hani, bu sefer gördüğünüz rüya çok daha uzun. Rüyanızda en büyük hayalinizin gerçekleştiğini görüyor, son nefesinizi öyle veriyorsunuz.