16 Ocak 2016 Cumartesi

Şahsi ve Muhterem


 On birinci sınıfta edebiyat dersinin sınavındaydık. Hoca beni masasına alınca "bazı" planlarımız altüst olmuştu. İngilizce dersinde öğretmen masasına alınmaya alışıktım ama ders edebiyat olunca ben de sıkıntıya girmiştim. Son gün de olsa sınava çalışmıştım ve bildiklerimi kağıda dökmeye başladım. Sağ olsun sınıf arkadaşlarım, hoca beni masasına almış olsa da kopya istemekten vazgeçmiyor, durmadan bana bir şeyler soruyordu. Yarım yamalak cevaplayabildiğim soruları bile oturduğum yerden ta onların sırasına ulaştırmayı başarmıştım ama bir soru vardı ki gözlerinde "kopya" ışığı yanan sınıf arkadaşlarıma cevabı nasıl söyleyebileceğimi bilmiyorum. Soru şuydu; "Fecr-i Ati adlı edebiyat topluluğunun sloganı nedir?" Cevap ise; "Sanat şahsi ve muhteremdir." Bir anda cesaretle doldum ve normalde benden asla beklenmeyecek bir şey yaptım. Hocaya gözlerimi diktim ve bağıra bağıra "Çok muhterem bir insansınız hocam!" dedim. Kopyayı yarım olarak söyleyebilmiş olsam da görev başarıyla tamamlanmıştı. 

 İnsanın bazen kendini aşması gerekiyor, öyle değil mi? Genelde o anlar hayatımızın dönüm noktası oluyor ama o kopyayı verdikten sonra benim hayatımda bir şey değişmemişti. Belki de yakaladığım fırsatı devam ettiremedim, bilmiyorum fakat o sloganı kafaya taktığımı biliyorum. "Sanat şahsi ve muhteremdir." ne anlama geliyor olabilir? Evet, şu meşhur "Sanat, sanat içindir." ya da "Sanat, toplum içindir." tartışmasına benziyor. Sanki ikisi aynı anda yapılamazmış gibi... 

 Birileri, bizim onları anlatmamıza ihtiyaç duyuyor olabilir mi? Mesela, hakkı yenenlerin, işçilerin ya da toplumun herhangi bir kesiminin hikayesini herkes dinlemeli mi? Kim anlatmalı bunları? Dünyaya felaket getirecek bir fikrim olsa, bunu yazarak anlatmalı mıyım? Düşünce özgürlüğü mutlaka olmalı ama ifade özgürlüğü hakkında ne düşünüyorsunuz? Masum insanların ölmesine neden olacak bir ideolojiyi edebiyat yoluyla yaymak da sanat sayılır mı? Bu şahsi midir? Kendi fikrimi, tamamen bana ait olan bir şeyi paylaşıyorum. Gayet şahsi görünüyor. Peki bu muhterem midir? Muhterem, "saygıdeğer" anlamına gelir. Bunun saygıdeğer olduğunu söyleyebilir miyiz?

 Çok fazla soru sorduğumu biliyorum. Sizin fikrinizi sordukça yazdıklarım "şahsilikten" çıkıyor. Peki, sanat yapmak için işin içine sizi katmamam mı gerekiyor? İki kişiden edebi bir eser, bir şarkı ya da bir resim çıkmaz mı? (Yine soru sordum.) Lisede birçok defa din kültürü ve ahlak bilgisi dersi hocam oldu. O derse giren hocalarımdan biri "Kadının güzelliğinde de iman vardır." (ya da bunun gibi bir şey) demişti. Okul çıkışı arkadaşımla yürürken hocanın bunu söylediğinden bahsettim ve o ünlü lafı ekledim; "Tanrı'nın sanatı, kadının çıplaklığıdır." Arkadaşım da bana "O zaman iman sana doğru geliyor." dedi ve karşıdaki bizim tarafa doğru yürüyen güzel kızı gösterdi. Ne söyleyeceğimi bilememiştim. Biraz da utanmıştım açıkçası.

 İnsan vücudu bir sanatsa, tek bir varlığın elinden çıkmış olmalı, bunu böyle kabul edebiliriz. Bu gayet "şahsi" bir durum. Yakışıklı erkekler, güzel kadınlar olduğuna göre bu sanatı icra eden de gayet saygıdeğer olmalı. Peki, biz "şahsi ve muhterem" olan insan vücudunu görmek zorunda mıyız? Kitabı okunmayan bir yazar, çizgi romanları satmayan bir çizer düşünün. Sırf "Sanatımı şahsi ve muhterem olarak icra ettim." diyerek tatmin olabilirler mi? Tabii, burada sanatçı her şeye gücü yeten varlık olunca işler değişiyor ama sanırım sanat muhterem olsa bile şahsi olamaz. Yazdığınız her kelimede ya da çizdiğiniz her çizgide birilerini işinize bulaştırırsınız. Daha kötü bir senaryo ise sizin kontrolünüz dışında birisinin işinize bulaşmasıdır.

 Beni tanımlarken genelde "içine kapanık" derler. Ben kendimi daha çok "dışa kapalı" olarak tanımlıyorum. Dışa kapalı olduğunu söyleyen birinin sanatın şahsi olamayacağını iddia etmesi biraz ironik, öyle değil mi? Bu gidişle İran ya da Kuzey Kore gibi olmaktan korkmuyor değilim. İçeri almak istemediğiniz insanlar, topraklarınıza sızdığında nasıl uzaklaştırırsınız? Soruyu sormayı bırakmam lazım. Durmadan soru soruyorsanız bu durum meraklı olduğunuzu değil, anlatacak bir hikayeniz olduğunu ama anlatmaktan korktuğunuzu gösterir. Burada hiçbir şeyden korkmadığıma göre yine bir şeyler anlatabilirim. Şahsi olmayan şeyler, sanatla sınırlı değil maalesef. Hiçbir şey şahsi kalmıyor. Belki de kalmaması gerek. Başka kimseye öğretmeyeceğiniz bir dil üretseniz, o dili konuşmanın ne anlamı kalırdı ki?

 Hayal gücümü geliştirme konusunda çok büyük katkısı olan bir oyun serisinden bahsetmek istiyorum. Oyunun adını falan vermeyeceğim, sonuçta bu bir inceleme yazısı değil. Bu serinin ilk oyunun başında adada kendilerine bir kayık yapmaya çalışan üç çocukla karşılaşıyoruz. Çocukların amacı, bu kayıkla denize açılıp farklı dünyalara gitmek. Fakat henüz farklı dünyaların gerçekten var olup olmadığını bile bilmiyorlar. Onların bu büyülü ve masum hayali bile şahsi kalmıyor. Bambaşka dünyalara gidiyorlar, belki de gittiklerine pişman oluyorlar.

 Ben de o çocuklar gibi amacımı düşünüyorum. Farklı dünyalara gitmem için uzaya mı açılmalıyım? Bunun için çok geç kaldım. Farklı alemlere gitmek için ölmem mi gerek? Ölünce gideceğimin de bir garantisi yok. Peki, "şahsi ve muhterem" olmayı amaç edinirsem ne olacak? Muhtemelen asla nihayete erdiremeyeceğim bir ideolojinin peşinde koşmuş olacağım. Mesela bir siyasetçi, doktor ya da savcı olsanız insanlar size saygı duyabilir ama şahsi olmayı başaramazsınız. Kimse başaramaz. Galiba geriye yapacak tek bir şey kalıyor; yeni bir ideoloji edinmek. 



   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder