Eski Türklerde, uçmayı başaran insanın göğe yükseldikçe bütün sorularına cevap bulabileceğine dair bir inanç olduğunu biliyor muydunuz? Muhtemelen bilmiyordunuz çünkü ben uydurdum. Böyle saçma bir şeyi neden yaptığımı soracak olursanız elbette verecek net bir cevabım var; Öyle olmasını istiyorum. Uçmak ve gökyüzünden her şeyi görebilmek istiyorum. "Fantastik dünya oluşturma" konusunda biriyle tartışıyordum. Kendisi, benim "bereketli kum" diye ortaya attığım bir tabiri eleştiriyordu. Bereketli kum diye bir şeyin olmadığını, ısrarla bunu kullanırsam da o dünyanın fantastik olmayacağını söyledi. Böyle bir şey yaparsam kumun yapısı değişmiş olacaktı ki bu da bilim kurguya adım attığım anlamına gelirdi. Evet, o haklıydı. İkna olmamın ne kadar uzun sürdüğünü tahmin bile edemezsiniz. Aslında inatçı insanlar çabuk ikna olur ama bunu itiraf etmek istemezler. Ben de kabullendiğimi çok geç itiraf edebildim. İnadımı kırmaya çalışırken söylediği bir laf beni çok etkilemişti; "Eğer Tanrı, kumun bereketli olmasını isteseydi, onu öyle yaratırdı zaten."
Eğer insanın uçması gerekseydi, zaten öyle yaratılırdık. Her şeyi görüp bilmemiz gerekseydi, bize bu güç bahşedilirdi. Peki bizim ne yapmamız gerekiyor? Soru sorma alışkanlığımı bırakmaya çalışıyorum ama cevap aramaktan vazgeçme niyetinde değilim. O zaman yazmamın ne anlamı kalır ki?
Çocukluğumdan beri sürekli beslediğim bir hayvan var; kuş. Arada bir Japon balığı aldığımız da oluyordu ama o deneyimlerimden bahsetmemem daha iyi olur... Beslediğim kuşlarımın hepsinin cansız bedenini gözlerimle gördüm. Bazıları karşımda hayata gözlerini yumdu. Bir keresinde, beslediğim sarı tüylü kuş balkondan uçup kaçtığında Facebook'ta "Kuşum kaçtı, çok üzgünüm :(" diye bir durum paylaşmıştım. O an kendimi gerçekten kötü hissediyordum ve bu da yetmezmiş gibi insanların dalgasına maruz kaldım. Evet, o lafın başka anlamlara rahatça çekilebileceğini kabul ediyorum ama bir insanın üzüntülü zamanında böyle alçakça dalga geçmek de nedir? O günden beri Facebook'ta durum paylaşırken defalarca düşünürüm. Hatta genelde paylaşmamayı tercih ediyorum.
İnsanlara derdinizi hangi kelimeleri kullanarak anlatırsanız anlatın, sizi tam olarak anlamayacaklardır. Hatta "sizi anlamış" rolü yapmak için kendilerinden örnekler verecek "Benim de başıma böyle böyle bir olay gelmişti abi." derler. Aylarca unutamadığınız bir olayı, birinin ettiği iki lafla nasıl unutabilirsiniz ki? Neyse, konudan sapmayalım.
Beslediğim kuşların hep efsanevi bir kuş olmasını dilerdim. Kaç efsanevi kuş biliyorsunuz? (Anka kuşunu saymayalım lütfen.) Mitolojilerde ne türleri vardır bilmem ama benim hayalimdeki efsanevi kuşlar çok daha farklı. Geleceği söyleyen bir muhabbet kuşu, intikamınızı alan bir karga, bütün dertlerinizi unutturan bir papağan... Kulağa nasıl geliyor? Eğer onlardan biri benim olsaydı, belki de burada bunları anlatma ihtiyacı duymazdım.
Kuşlardan başka hiçbir hayvana ısınamadım. Bunu nefret anlamında söylemiyorum ama gerçekten kedi ve köpeklere samimi bir sevgi beslemeyi beceremiyorum. Böyle yaparsam çocukluğumdan beri beslediğim bütün kuşlara ve sonradan hayran olduğum tilkilerle kirpilere ihanet edecekmişim gibi hissediyorum. Siz kaç hayvan seviyorsunuz? Yenisini sevebilir misiniz? Kuşları sevmemin nedenini tahmin edebiliyorsunuzdur; Onlar uçtukça her şeyin cevabını görüyorlarmış gibi hissediyorum. Kirpileri sevmemin nedeni ise onlara dokunmanın zor olması. O kadar sevimli bir hayvana dokunmak neden bu kadar zor? Yerin yedi sekiz kat altına gömülü bir hazineymiş gibi düşünüyorum onları. Dikenler, o tatlı hazineyi koruyor. Tilkiler ise bambaşka... Bir yerde tilkilerin dünyanın hem en zeki hem de en korkak hayvanı olduğunu okumuştum. Bilimsel ya da psikolojik bir gerçeği var mı bilmiyorum ama onların öyle olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor. Kendime benzetiyorum. Hem zeki hem korkak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder