27 Ocak 2016 Çarşamba

8 Ağustos 2013



 Bu maalesef kısa bir yazı olacak. Denemeleri aynı zamanda rahatlamak için yazdığımı söylemiştim. Bunu acilen aldığım bir ağrı kesici olarak düşünün lütfen. Bana neden yazdıklarımı paylaştığımı soranlar olmuştu. Burada özel şeyler yazıyorsam, insanların görmemesi daha uygun olur tabii ki. Paylaşmamın ilk sebebi, artık "İnsanlar ne der?" diye düşünmek istememem. İkinci sebebi ise öz güvenimi arttırmak. Kendime karşı değişik bir strateji uyguluyorum. Normalde karşımda olsanız bu kadar özel şeyleri size anlatmaya utanırdım. Fakat denemeleri açık bir şekilde paylaşıyorum ki zorla kendimi sahneye çıkararak öz güvenimi bu acımasız yolla arttırmaya çalışıyorum. Yazacağım şeyleri genelde bir kurguya ya da -kendimce- felsefi bir temele oturtmaya çalışıyorum ama bu sefer öyle bir şey yapacak halim yok. Bazen büyüden ve fantastik dünyadan sıyrılıp gerçekçi yazmak gerekiyor. Önceden olsa buna karşı çıkar, "Tek bir türde yazılmalı." gibi bir şeyler saçmalardım. Önceki halinizden mi memnunsunuz yoksa şimdikinden mi? Bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama ben önceki halimi tercih ederdim. 

 Geri dönmek istediğiniz bir gün falan oldu mu hiç? Normalde benden beklenen şey, bu soruyu "Hangi güne gitmek isterdiniz?" şeklinde sorup tarihten örnekler vermek olurdu. O zamanlara dönemeyeceğimizi bildiğimiz halde üzerinde konuşmanın bir anlamı var mı peki? Bence var. Durum değerlendirmesi yapmak yol haritası çizmeye yardımcı oluyor. Şimdi sizinle iki buçuk üç yıl öncenin bir değerlendirmesini yapacağız. 

 Bazı sorunlar vardır, küçücük bir dokunuşla kökünden çözeceğinizi bilirsiniz ama o "küçücük dokunuşu" yapmanız gereken yere ulaşmak çok zordur. Eğer benim dönmek istediğim günden bahsedecek olursak zor değil, imkansız. Evet, 8 Ağustos 2013'ten bahsediyorum. O yılki Ramazan bayramının ilk günü. Hiç yapmayacağım türden cesurca bir davranış sergilemiştim o gün; Şehrin karşı tarafına ilk defa tek başıma geçtim. (Benim yaşadığım yerde bu, kıta değiştirmek anlamına geliyor.) 

 Böyle bir şeyi yapacağımı o ana kadar gerçekten tahmin etmezdim. Kadınların lafı ne kadar cesaretlendirici olabiliyor, öyle değil mi? Her neyse, o gün oraya gittim. Gerçekten umutsuz bir dönemdeydim. Yaz tatilindeydik ve ben tatilden sonrasına "karanlık günler" olarak bakıyordum. Hayatımın hiçbir döneminde o kadar umutsuz olmamıştım herhalde. Size "O gün yaptığım bir şeyi geri almak istiyorum." demeyeceğim zira yaptığım şeyden değil, yapmadığım şeyden pişmanlık duyuyorum. Tabii ki bunun ne olduğunu anlatmayacağım, önemi yok ama neden pişmanlık duyuyorum, biliyor musunuz? Yapsaydım, şu an bu halde olmazdım. Bunları yazıyor bile olmazdım hatta. (Bu blogta çok fazla "Böyle olsaydı bunları yazıyor olmazdım." dediğimin farkındayım ama ihtimaller gerçekten çok fazla, sadece bana uğramıyor.) 

 Yapsaydım, kişiliğimden ödün vermiş olacaktım. En kötüsü de bu, biliyor musunuz? Hem değişmekten hem de değişmemekten korkmak. Bir süre spor salonuna gittim ama çevremdekilerin beni ikna etmesi o kadar zor olmuştu ki... "Vücudum değişirse kişiliğimin de değişmesinden korkuyorum." deyip duruyordum onlara. Sizce bu saçma mı? Yapsaydım, bu denemelerimde eleştirdiğim insanlardan bir farkım kalmayacaktı ama tekrar söylüyorum, bu halde olmayacaktım. Fedakarlığın hangi türü daha iyidir? Gelecekte gireceğiniz kötü dönemden kendinizi kurtarmak için asla yapmayacağınız bir şeyi yapmak mı yoksa böyle bir bunalıma gireceğinizden haberiniz bile yokken kişiliğinizin emrettiği gibi davranmak mı? (İkinci ihtimal fedakarlık olmuyor sanırım.) 






   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder