Montaigne'in Denemeler'ini duydunuz mu hiç? Türkçe dersinde muhtemelen duymuşsunuzdur. Liseden beri bir yerlerden duyuyor olmama rağmen ancak geçtiğimiz yaz okuyabildim. Zamanında Denemeler hakkında yorum yapan ünlü biri -adını unuttum- "Montaigne'in fikirleri yanlış ama çok güzel." demiş. Ben de bunu amaçlıyorum. Söylediklerimin doğru olması değil, güzel olması ve düşünmeye sevk etmesi önemli benim için. Artık başlayabiliriz.
Matematiği hiç sevmedim, sevemedim. Sayıların, hatta bu da yetmiyormuş gibi harflerin bir araya gelip karışık bir denklem oluşturması ya da çeşitli şekillerin açılarını hesaplamak ilgi çekmedi. Bana o kadar uzak bir dünyaydı ki matematik, anlamamakta direndim ve sonuç olarak düz lise okudum. (Bu durumdan şikayetçi değilim gerçi.) Sevmediğiniz bir şeyi isteseniz de anlayamıyorsunuz. Bu özellikle üzgün olanlar için geçerli. Onlara dertlerini unutup hayatın devam ettiğini, dünyanın güzelliklerle dolu olduğunu söylemeniz boşa kürek çekmektir. Matematik o kadar da korkulacak bir şey olmayabilir mi acaba? Yok, sanmıyorum.
Matematiği hiç sevmedim, sevemedim. Sayıların, hatta bu da yetmiyormuş gibi harflerin bir araya gelip karışık bir denklem oluşturması ya da çeşitli şekillerin açılarını hesaplamak ilgi çekmedi. Bana o kadar uzak bir dünyaydı ki matematik, anlamamakta direndim ve sonuç olarak düz lise okudum. (Bu durumdan şikayetçi değilim gerçi.) Sevmediğiniz bir şeyi isteseniz de anlayamıyorsunuz. Bu özellikle üzgün olanlar için geçerli. Onlara dertlerini unutup hayatın devam ettiğini, dünyanın güzelliklerle dolu olduğunu söylemeniz boşa kürek çekmektir. Matematik o kadar da korkulacak bir şey olmayabilir mi acaba? Yok, sanmıyorum.
İlkokulda matematik dersinde tahtaya çıkmıştım. Hiçbir suçum yokken öğretmenimden tokat yedim. Belki de o gün benim için matematik açısından bir dönüm noktası olmuştur. O olaydan sonra eğitim-öğretim hayatım boyunca sevdiğim iki ders oldu; İngilizce ve tarih. (Türkçeyi severim ama ders olarak pek hoşuma gitmiyordu o yıllarda.) İngilizce dersinde iyi olmanın bir zamanlar bana "cool" bir hava kattığını düşünüyorum. (Evet, "bir zamanlar.") Sınıfta o dilden az çok anlayan tek siz olduğunuzda herkes bir şeyler sormaya geliyor ya da arkadaşlarınızla oyun oynarken "Kanka şimdi bu karakter burada ne dedi?" sorularına havalı bir şekilde cevap verebiliyordunuz. Tarih ise kimsenin ilgisini çekmiyor. Gördüğüm çoğu insan bilim kurguya ilgi duyarken tarihi kurguya pek bakmıyor. Bunun sebebini, geleceğin belirsiz olmasına bağlıyorum. İnsanlar, belirsizlik üzerine istedikleri kadar hayal kurabiliyor. O hayallerin gerçekleşme ihtimali var sonuçta. Fakat geçmiş apayrı bir şey. Üzerine hayal kuramazsınız, hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Peki ben neden geçmişi daha çok seviyorum? Çünkü tarih konusunda her şeyi bilmeniz mümkünken geleceği asla bilemezsiniz. Yani bilgi, geçmişte saklıdır. Bilginin peşinden koşmak, umut etmekten daha anlamlı geliyor bana. Tarihin insanların ilgisini tam olarak anladığım zaman, bir konuda tartıştığım birinin bana "Kızlar, III. Mehmet'in on dokuz kardeşini öldürmesiyle niye ilgilensin oğlum? Başka şeyler anlat onlara." dediği an olmuştu. On dokuz kardeşin katledilmesinin ilginizi çekmediğini söylemeyin lütfen.
Tekrar matematiğe dönecek olursak, beni o derslerde sıkıntıdan bayılma noktasına getirecek derecede kafamın basmadığı "ölçü birimleri" konusuydu. Santimetre, milimetre, kilometre vs. vs. İlgimi çekmedi, yapamadım, hala yapıyorum. Peki bunun şimdi bir önemi var mı? Hayır. Bizim burada uğraşacağımız şey, şükürler olsun ki matematiğin alanına girmiyor. Size matematikle uğraşmak zorunda kalmadan hesaplayabileceğiniz bir ölçü biriminden bahsedeceğim; sadakat.
Söylediğimi süzgecinizden geçirdikten sonra saçma olmadığına kanaat getirip hala bu yazıyı okumaya devam ediyorsanız aklınıza takılan soru şu olmuştur; "Sadakat hangi aletle ölçülür?" Zaman yolculuğu deyince aklınıza hep bilim kurgu geliyordur muhtemelen. Ben bu "yolculuğa" tamamen fantastik, hatta doğal bir olay olarak bakıyorum. Önceden kendi kendime hikayeler, kurgular yazarken zaman yolculuğu yapan bir karakter oluşturmuştum. O kurgudaki felsefe, insanoğlunun zamanda seyahat edebilmesi için bir makineye ihtiyaç duymamasıydı. Zamanda oradan oraya gitmek insanın içinde zaten vardı. Sadakati ölçmek de böyle bir şey. Herhangi bir alete ihtiyacımız yok, insanoğlu olmamız yeterli. Bu da pek zorlanmayacağımız anlamına geliyor. (Bir kısım hariç.)
Sayılarla aram iyi olmasa bile ne yazık ki sadakati ölçerken de derecelendirme yapmak zorundaydım. Öncelikle birimimizin adı "sad". Evet, sadakat kelimesinden alınan "sad". İngilizcedeki sadakat anlamına gelen "loyalty" kelimesini alarak bu birimin adını "loy" falan da yapabilirdim ama evrenselliğin İngilizceyle sınırlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu ölçü biriminde altı farklı sayı bulunuyor; 5, 4, 3, 2, 1 ve en son söyleyeceğim bir seviye daha var. İfade ediliş şekli ise "5 sad", "3 sad" şeklinde. Şimdi, bu derecelerin ne anlama geldiğini hep birlikte bakalım;
5 sad: Bu derecede olan kişi ya sevgiliniz ya da dostunuzdur. Başka kimse bu noktaya kadar gelmez, gelmek istemez. Eğer o kişi bir sevgiliyse, muhtemelen sizden başka hiçbir karşı cinsle konuşmuyordur. Söz konusu kişi bir dostsa, sizinle konuştuğu kadar başka kimsenin sohbetinden zevk almadığını bilin. Size sonuna kadar bağlıdır. Siz olmadan yaşamaya devam edemeyeceğini bile düşünüyor olabilir. Bu iyi mi yoksa kötü mü siz karar verin. Memnun olur muydunuz bu seviyede birinden?
4 sad: Gerçekten "sadık" diyebileceğimiz yakınımızdır. Evet, yine bir sevgili ya da dost olabilir. Bağlılığı körlük derecesinde değildir, yani arada sizden ayrı şeyler yapmak da isteyebilir fakat asla sizi satmaz. Önemli bir işe girileceğinde kendi çıkarıyla beraber sizinkini de düşünür. Sağlam bir eş/arkadaştır.
3 sad: Sadık olduklarını söyleyebilsek de onlar için "bağlı" demek yanlış olur. Sizden ayrı bir birey olduğunun farkındadır ve o şekilde hareket eder. Zamanının çoğunu sizinle beraber geçirmez ama sık sık sizi anımsar, başkalarına sizden bahseder. Psikolojik destekleri çok büyük olabilir. Bu derecedeki birini kaybetmek istemezsiniz.
2 sad: Eğer bu seviyedeki biri sevgilinizse, gözünüzü açık tutmanızda fayda var. Arkadaşınızsa, çok yakınınızda tutmanızı tavsiye etmem. Onlara "potansiyel hain" demek hakaret olur ama sağlam bir sebepleri olursa sizi bırakabilirler. Etrafımızdaki çoğu insanın bu derecede olduğunu düşünüyorum. "Yeni tanışılan" kişi tarifine çok uyuyor.
1 sad: Çanlar kimin için çalıyor? Tabii ki sizin için. Eğer duymamakta ısrar ediyorsanız, sonradan pişman olma ihtimaliniz çok yüksek. O kişiyi acilen yanınızdan uzaklaştırın. Sizden kopmaya pek de niyetli değilse, mutlaka başka bir niyeti vardır. Belki ben bu derecedeki biriyle konuşmayı aniden kesmeye korkardım ama yeteri kadar cesursanız mutlaka yapın.
-0 sad: Evet, yanlış okumadınız. "Eksi sıfır sad". Matematiği katlettiğimi ya da bugüne kadar kurulan bütün sayı sistemlerini bir çırpıda hiçe sayıp cahil cesaretiyle bunları yazdığımı düşünebilirsiniz. Ben de öyle düşünüyorum ama burada matematikle işimiz olmadığını söylemiştim. "Artist gibi -0 yazacağına, bu dereceye direkt olarak 0 adını verebilirdin." diyenler olacaktır. Böyle düşünen kişilere söyleyebileceğim tek bir şey var; 0 sadakat diye bir şey olamaz. Bir kişi size ya sadıktır ya da değildir. Bu "sadık değildir" kısmını, "sizi satar" olarak algılamayın lütfen. Size duygusal olarak bağlı değildir demek istiyorum. -0 ise sadık olmamanın çok daha aşağısında bir derece. Bu derecedeki bir insan hayalet gibidir. Dikkatli olmanızı söylemem fayda etmez. Neden mi?
Bu ölçü sistemi, gördüğünüz gibi çok basit. 5'ten 1'e kadar numaralandırılmış insan tiplerinden oluşuyor ve siz etrafınızdakilere bakarak onlara bir numara atıyorsunuz. Bu kadar kolay bir ölçme yöntemini başka bir yerde görebileceğinizi sanmıyorum. Fakat bu sistemin bir dezavantajı var. (Ya da bir kusuru var mı demeliydim emin değilim.) 5'ten 1'e kadar olan seviyeleri fark etmeniz çok kolay. İşte sistemin kusuru da bu noktadan sonra görülüyor. -0 derecesinde olan birini sadece ihanete uğradığınızda anlarsınız.
Tekrar matematiğe dönecek olursak, beni o derslerde sıkıntıdan bayılma noktasına getirecek derecede kafamın basmadığı "ölçü birimleri" konusuydu. Santimetre, milimetre, kilometre vs. vs. İlgimi çekmedi, yapamadım, hala yapıyorum. Peki bunun şimdi bir önemi var mı? Hayır. Bizim burada uğraşacağımız şey, şükürler olsun ki matematiğin alanına girmiyor. Size matematikle uğraşmak zorunda kalmadan hesaplayabileceğiniz bir ölçü biriminden bahsedeceğim; sadakat.
Söylediğimi süzgecinizden geçirdikten sonra saçma olmadığına kanaat getirip hala bu yazıyı okumaya devam ediyorsanız aklınıza takılan soru şu olmuştur; "Sadakat hangi aletle ölçülür?" Zaman yolculuğu deyince aklınıza hep bilim kurgu geliyordur muhtemelen. Ben bu "yolculuğa" tamamen fantastik, hatta doğal bir olay olarak bakıyorum. Önceden kendi kendime hikayeler, kurgular yazarken zaman yolculuğu yapan bir karakter oluşturmuştum. O kurgudaki felsefe, insanoğlunun zamanda seyahat edebilmesi için bir makineye ihtiyaç duymamasıydı. Zamanda oradan oraya gitmek insanın içinde zaten vardı. Sadakati ölçmek de böyle bir şey. Herhangi bir alete ihtiyacımız yok, insanoğlu olmamız yeterli. Bu da pek zorlanmayacağımız anlamına geliyor. (Bir kısım hariç.)
Sayılarla aram iyi olmasa bile ne yazık ki sadakati ölçerken de derecelendirme yapmak zorundaydım. Öncelikle birimimizin adı "sad". Evet, sadakat kelimesinden alınan "sad". İngilizcedeki sadakat anlamına gelen "loyalty" kelimesini alarak bu birimin adını "loy" falan da yapabilirdim ama evrenselliğin İngilizceyle sınırlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu ölçü biriminde altı farklı sayı bulunuyor; 5, 4, 3, 2, 1 ve en son söyleyeceğim bir seviye daha var. İfade ediliş şekli ise "5 sad", "3 sad" şeklinde. Şimdi, bu derecelerin ne anlama geldiğini hep birlikte bakalım;
5 sad: Bu derecede olan kişi ya sevgiliniz ya da dostunuzdur. Başka kimse bu noktaya kadar gelmez, gelmek istemez. Eğer o kişi bir sevgiliyse, muhtemelen sizden başka hiçbir karşı cinsle konuşmuyordur. Söz konusu kişi bir dostsa, sizinle konuştuğu kadar başka kimsenin sohbetinden zevk almadığını bilin. Size sonuna kadar bağlıdır. Siz olmadan yaşamaya devam edemeyeceğini bile düşünüyor olabilir. Bu iyi mi yoksa kötü mü siz karar verin. Memnun olur muydunuz bu seviyede birinden?
4 sad: Gerçekten "sadık" diyebileceğimiz yakınımızdır. Evet, yine bir sevgili ya da dost olabilir. Bağlılığı körlük derecesinde değildir, yani arada sizden ayrı şeyler yapmak da isteyebilir fakat asla sizi satmaz. Önemli bir işe girileceğinde kendi çıkarıyla beraber sizinkini de düşünür. Sağlam bir eş/arkadaştır.
3 sad: Sadık olduklarını söyleyebilsek de onlar için "bağlı" demek yanlış olur. Sizden ayrı bir birey olduğunun farkındadır ve o şekilde hareket eder. Zamanının çoğunu sizinle beraber geçirmez ama sık sık sizi anımsar, başkalarına sizden bahseder. Psikolojik destekleri çok büyük olabilir. Bu derecedeki birini kaybetmek istemezsiniz.
2 sad: Eğer bu seviyedeki biri sevgilinizse, gözünüzü açık tutmanızda fayda var. Arkadaşınızsa, çok yakınınızda tutmanızı tavsiye etmem. Onlara "potansiyel hain" demek hakaret olur ama sağlam bir sebepleri olursa sizi bırakabilirler. Etrafımızdaki çoğu insanın bu derecede olduğunu düşünüyorum. "Yeni tanışılan" kişi tarifine çok uyuyor.
1 sad: Çanlar kimin için çalıyor? Tabii ki sizin için. Eğer duymamakta ısrar ediyorsanız, sonradan pişman olma ihtimaliniz çok yüksek. O kişiyi acilen yanınızdan uzaklaştırın. Sizden kopmaya pek de niyetli değilse, mutlaka başka bir niyeti vardır. Belki ben bu derecedeki biriyle konuşmayı aniden kesmeye korkardım ama yeteri kadar cesursanız mutlaka yapın.
-0 sad: Evet, yanlış okumadınız. "Eksi sıfır sad". Matematiği katlettiğimi ya da bugüne kadar kurulan bütün sayı sistemlerini bir çırpıda hiçe sayıp cahil cesaretiyle bunları yazdığımı düşünebilirsiniz. Ben de öyle düşünüyorum ama burada matematikle işimiz olmadığını söylemiştim. "Artist gibi -0 yazacağına, bu dereceye direkt olarak 0 adını verebilirdin." diyenler olacaktır. Böyle düşünen kişilere söyleyebileceğim tek bir şey var; 0 sadakat diye bir şey olamaz. Bir kişi size ya sadıktır ya da değildir. Bu "sadık değildir" kısmını, "sizi satar" olarak algılamayın lütfen. Size duygusal olarak bağlı değildir demek istiyorum. -0 ise sadık olmamanın çok daha aşağısında bir derece. Bu derecedeki bir insan hayalet gibidir. Dikkatli olmanızı söylemem fayda etmez. Neden mi?
Bu ölçü sistemi, gördüğünüz gibi çok basit. 5'ten 1'e kadar numaralandırılmış insan tiplerinden oluşuyor ve siz etrafınızdakilere bakarak onlara bir numara atıyorsunuz. Bu kadar kolay bir ölçme yöntemini başka bir yerde görebileceğinizi sanmıyorum. Fakat bu sistemin bir dezavantajı var. (Ya da bir kusuru var mı demeliydim emin değilim.) 5'ten 1'e kadar olan seviyeleri fark etmeniz çok kolay. İşte sistemin kusuru da bu noktadan sonra görülüyor. -0 derecesinde olan birini sadece ihanete uğradığınızda anlarsınız.
3 sad sadece bana ait olmalı. Başkası olursa bozuşuruz!
YanıtlaSil-0 da kim var
YanıtlaSilSayılar sonsuzdur. Buradan yola çıkarak sadakatin de sonsuzluğa uzanan bir tarafı var diyebilir miyiz sizce?...
YanıtlaSilSadakatin de sonsuz olabileceğini düşünüyorum, evet. Gerçi bunun için ayrı olarak sonsuzluğun ne olduğunu da sorgulamak gerekiyor fakat sadakat denen şeye bir yerde biten bir duygu/bağ olarak değil de sürekli olan bir durum olarak bakıyorum. Yani ya sonsuzdur ya da hiçtir. Bir yerde başlayıp bir yerde biten bir kavram olmamalı.
SilGünümüz şartlarını gözetirsek sonsuz sadakatin var olabileceğini düşünenlerden kaç kişi kalmıştır acaba...Kim bilir, belki bir yerlerde hâlâ sonsuz sadakati olan ve o sonsuz sadakati hak edecek insanlar vardır. Ancak son cümlenize karşı çıkmak durumunda hissettim kendimi. Bana soracak olursanız eğer, sadakatin bir bitişi veya başlangıcı olabilir.Çünkü sadakat, kelime kökenine inerseniz doğru olmak, sözünde durmak anlamlarına gelir. Muhattap olduğun kişiye çıkarların doğrultusunda belirli bir süre boyunca dürüst olursun, yanında olursun, onu savunursun. Çıkarlar bittiğinde ise sadakat de bitmiş olur. İşin içine çıkarlar girdiğinde sadakat ne derece saf olur onu bilemeyiz ancak. Başta dediğim gibi, günümüz şartlarında ele aldım durumu. Peki siz sadakati saflıkla ölçenlerden misiniz?
SilHaklısınız, belki de sadakati saflıkla ölçtüğüm için başlangıcı ve bitişi olmadığını iddia ettim. Belki de sadakat, saygı gibi bir şeydir. Hani "Zorla sevgi olmaz ama zorla saygı olur." ya da "Onu sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın." derler ya, onun gibi işte. Çıkarlarınız doğrultusunda sadık kalmak zorunda olabiliyorsunuz. Buna rağmen, ben kendimi, sadakati saflıkla bağdaştırmaktan alıkoyamıyorum. Yazının başında "Söylediklerimin doğru olması değil, güzel ve düşünmeye sevk etmesi önemli benim için." dediğim gibi, sadakatin saflıkla iç içe olması bana çok daha güzel geliyor, yanlış olma ihtimali olsa bile.
SilSize bu noktada katılıyorum. Sadakatin ölçüm şekli saflık olmalı. Ama sadakati saygıyla karıştırmayın. Bir insana bağlı olmayabilirsiniz, hatta onu sevmeyebilirsiniz ancak bunlara rağmen ona saygı duyabilirsiniz. Düşmanınıza da saygı duyabileceğiniz gibi.
Sil